Geçen hafta birkaç arkadaşımızla beraber Safranbolu'daydık. Görmeyi umut ettiklerim daha fazla olmasına rağmen hayal kırıklığına uğradığımı söylemek de acımasızca olur. Ancak, orada beni büyüleyen birşey oldu o da kaldığımız ev. Allahım o ne güzel bahçe, o ne temiz çarşaflar ve tarih kokan bir baş oda. Tarihi su değirmeninin hemen yanındaki konağı bulmak bir o kadar zorken ayrılmak daha da zor oldu. Evin bahçesi tam bir huzur vahasıydı; ağaçlardan sarkan yemişler, yanyana iki hamak ve çardak. Konağın sahibi Ümran hanımın bizim için hazırladığı ve sadece kuş sütünün eksik olduğu zengin kahvaltı da harikaydı. Özellikle incir reçelinden sonra parmaklarımı da yedim desem abartmış olmam hani. İnanın kendimi evimde hissettim.. Dönüşte ise safranlı lokum alıp yöreye özgü Bağlar gazozu eşliğinde güp güp götürdüm. Garip bir gazoz, içtiğinde hafif bir gül tadı alıyorsun ama içinde yok diyorlar. Aslında bahsetmek istediğim gazoz değil. Neden Baudelaire gibi ‘her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi’ geliyor bana?? Mutsuz ediyor bu lanet gel-git, istemiyorum.
Safranbolu tarihi evler
Raşitler Bağ Evi (Kaldığımız konak)
Tarihi Su Değirmeni; İnanılmaz, hoş bir geçmiş zaman tanığı.
Safranbolu Sokakları
Havuzlu Köşk (Türk kahvesinin lezzeti ve ikramı takdire şayandı gerçekten.)
""""""""""BAZI İNSANLAR""""""""
Bazı insanlar söylediklerini kulaklara yazar,bazılarıysa yüreklere yazar.
Kulaklara yazılanlar, her duygu fırtınasında karışıp gök yüzene kaybolurlar.
Yüreklere yazılanlar ise kendi başlarına bir fırtınadır zaten.
Demekki söylediklerin yüreğime yazılmıştı.
""""""""""""""ÇIĞLIK MAVİYILDIZ"""""""""
lay lay ve de lom olarak sanırım tarzımı küçümsemektesiniz, sağolu yine de gülün ve gezip gördüklerinizi anlatın. araba olmasaymış o dar sokak güzel ve eski görünebilirmiş.